Koronavirüs hastalığı (Covid-19) tedavileri nelerdir?

AŞI.JPG

Şu aşamada maalesef koronavirüs tedavisi için kesin olarak kanıtlanmış herhangi bir ilaç veya aşı bulunmamakta. Şimdiye kadar tedavi için kullanılan ilaçlar; grip olmuş veya viral enfeksiyon geçirmiş insanlara uygulanan semptomatik (hastalık belirtilerini bastırıcı: ateş düşürücü, ağrı kesici, enfeksiyon baskılayıcı vb.) tedavilere benzerlik gösteriyor.

İlaçlar

Henüz kanıtlanmış bir tedavisi olmadığı için önceden anti-viral tedavi (virüse bağlı hastalıkların tedavisi) olarak kullanılan ilaçların çoğu koronavirüs tedavisinde denenmektedir. Bazı anti-viral ilaçların tam olarak kesinleşmiş başarısı olmamasına rağmen hastalar üzerinde bazı ilerlemeler sağladığı gözlemlenmiştir. Anti-viral ilaçlar kapsamında çoğunlukla,

-       Arbidol ile kombine Lopinavir/Ritonavir etken maddeleri içeren ilaçlar (Temel Tedavi Rejimi olarak) uygulanır.

-       Klorokin Fosfat (Yalnızca Temel Tedavi Rejimi etkili değilse: Lopinavir/Ritonavire karşı toleranssız hastalarda) ve yalnızca 18-65 yaş arası yetişkinlerde uygulanır.

-       Darunavir/Kobisistat (Daha önce HIV virüsüne bağlı AIDS hastalığında işe yaradığı gözlenen, anti-viral etken maddeler içeren ilaçlar) uygulanabilir.

-       Kortikostereoidler/Glukokortikoidler (Hastada Sitokin Salınım Sendromu (LINK) geliştiyse bağışıklık sistemini baskılamak için) ve Bilgisayarlı Tomografide (CT) hızla ilerleyen lezyonlar gözlemleniyorsa uygulanır.

 

İlaç tedavisinde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, bahsedilen ilaçların yan etkileri (kontra endikasyonları) fazlasıyla güçlü olduğu için hastanın sürekli olarak izlenmesi gerekliliğidir: İshal, bulantı, kusma, laktik asit artışı, sarılık, böbrek hasarı, baş dönmesi, baş ağrısı ve kardiyak arrest ihtimali gibi yan etkiler, düzenli bir şekilde takip edilmelidir.

Ayrıca ilaç tedavisine ek olarak Covid-19 nedeniyle solunum fonksiyonlarının hızla bozulması (Hipooksemi) durumunda oksijen tedavisi (Nebulizasyon / Mekanik Ventilasyon) uygulanabilir. Oksijen satürasyonu (SpO2) belirteci %93’ün üzerine (normal değerlere) çıktığında tedavi bırakılabilir çünkü oksijen tedavisi amacıyla entübe edilen hastaların ikincil enfeksiyonlara fazlasıyla açık hale geldiği gözlemlenmiştir.

 

Aşı

Bilindiği üzere koronavirüs tedavisi için henüz geliştirilmiş ve kanıtlanmış bir aşı tedavisi bulunmamakta. Uzmanların sürekli belirttiği üzere herhangi bir hastalık için sıfırdan geliştirilmeye ve üretilmeye çalışılan aşı tedavileri için en azından 12-18 ay gibi bir süre gerekli. Bunun sebebi ise aşı tedavisinin özünde gizli: Aşı tedavisi temel mantık olarak hastalığa sebep olan antijenin vücuda belirli bir düzeyde enjekte edilmesi; vücudumuzun da bu sınırlı yoğunluktaki düşmana (antijene) karşı bir savunma geliştirmesi (antikor üretmesi) ve sonrasında bağışıklık kazandığı süre boyunca bu düşmanla tekrardan karşılaşması durumunda onu tanıyarak her seferinde yenebilmesi üzerine kurulu bir tedavi. Tam olarak bu sebepten ötürü vücuda verilen antijenin ne tür komplikasyonlara yol açabileceğinin birçok insanda denenerek görülmesi gerekli. Aşının geliştirilmesini takiben -belki de daha zorlu kısmı – bu aşının milyarlarca sayıda üretilerek dünyadaki tüm insanlara uygulanması; bundan dolayı, henüz bu noktanın çok uzağındayız.

İnsanlığın teknolojik olarak geldiği yer sayesinde bugün aşı için gerekli olan virüsün genom dizilemesi (genetic sequencing) daha hızlı çıkarılabiliyor. Fakat iş bununla sınır değil: Virüsle ilgili öyle güvenli bir viral dizileme bulunması gerekli ki hem virüse karşı koruyucu olacak bir bağışıklık sistemi hafızası oluşmalı; hem de vücut virüsle temas ettikten sonra akut bir enflamasyon cevabı oluşturmamalı (Hastalık belirtileri oluşmamalı). Mesela geliştirilen influenza aşıları gribe yol açmazken, gribe benzer belirtiler ortaya çıkarabildiği biliniyor. Tüm bunların önüne geçilmesinin yolu ise Covid-19 aşısının geniş kontrol gruplarında test edilmesi. Bu testin sonuçlarının ve olası endikasyonlarının izlenmesi için ise belirli bir süre boyunca, uygulandığı insanların gözlenmesi gerekli. Bunun için öncelikle laboratuvar modellemeleri yapılmalı, sonrasında hayvanlarda denenmeli ve en sonunda kontrol grubu insanlarda denenmeli. Eğer aşı denemeleri, tüm bu aşamaları geçerse ve başarısı ile güvenliği kanıtlanırsa, tüm insanlara dağıtılabilir. Kısacası insanlar üzerindeki etkisini bilmeden, dünya üzerindeki milyarlarca kişiye milyarlarca virüs geni enjekte edemezsiniz.

Peki tüm bu beklentiler gerçekleşti ve aşı tedavisi insanlar üzerinde denenerek güvenli olduğuna karar verildi. Yine de keşfedilecek doğru aşının tüm dünyaya yetecek kadar üretilmesi ve dağıtılması da aşının bulunması kadar zorlu bir süreç. Önümüzdeki yıllar içinde milyarlarca insana yetecek düzeyde üretilip üretilemeyeceği önemli bir sorun olarak önümüzde duruyor. Özellikle içinde bulunduğumuz olağanüstü koşullarda, sınırların kapatılmasıyla ürün tedarik zincirlerinin aksadığı ve hükümetlerin bireysel düzeyde sadece kendi çıkarlarını korumaya odaklandıkları bir ortamda; aşının üretim ve dağıtım süreçleri beklenenden daha uzun sürecek lojistik kısıtlamalarla çevrili. Tarihsel olarak aşı tedavilerinin üretim ve dağıtım kapasiteleri bir zamanlar hükümetlerin önemsedikleri bir konuydu. Esasen, kamu sağlığının (kar amacı gütmeyen halk sağlığı politikaları) desteklenmesinin, devletlerin temel önceliği olduğu dönemlerden, ilaç firmalarının çıkarlarının öne çıkarıldığı bir çağa geçişin ceremesini çekiyoruz. Bugün “Big Pharma” denilen dev ilaç şirketleri milyarlarca dolarlık bütçeleriyle aşılara yatırım yapmayı çoktan bıraktılar çünkü aşılar bu şirketlerin bekledikleri düzeyde kar sağlayan tedavi yöntemleri değil: bunların yerine semptomatik ilaç tedavileri ve takviye niteliğinde destek ürünleri çok daha fazla kar getiriyor. Devletler de artık ilaç firmalarını, aşı tedavileri alanında desteklemedikleri için ve hukuki olarak “aşı karşıtlarının” tazminat davalarından usanan dev ilaç firmaları çareyi, aşı tedavilerinden yatırımlarını çekmekte buldu. Kısacası insanlık olarak hepimiz, kamu sağlığı önceliğinden şirket karları önceliğine geçilen ve bilime inancın yerini komplo teorilerine inancın aldığı bir dönemin, tüm insanlık için yarattığı tahribatının içinden geçiyoruz.

 

Kornonavirüs iyileştirici Plazma tedavisi

Plazma tedavisi temel olarak; hastalığı geçirmiş bir insanın vücudunda virüse karşı zafer kazanmış antikorları içeren kanının; hastalığı geçirmekte olan bir insana nakledilerek, hasta kişinin antikorlarının savaşma hafızasını gelen antikorlardan kopyalayarak virüse karşı kendi ordusunu kurması mantığına dayanıyor. İyileştirici Plazma Tedavisi yöntemi de aşı tedavisi yöntemi gibi patojen spesifik bir immünterapi yöntemi: Yani vücudun antijene karşı kendi bağışıklığını sağlayacağı varsayımı üzerinde yükseliyor. 1891 yılında ilk olarak Difteri hastalığında denenerek başarı kazanan bu yöntem, o zamanda beri bulaşıcı hastalıklarda değişken başarı oranlarıyla uygulanıyor.

Nisan ayı başından itibaren giderek daha fazla doktor, Covid-19’lu hastalarına hastalığı atlatmış kişilerden alınan kan plazması infüzyonlarını uyguluyor. Fakat bu yöntemin de korona virüsle ilgili başarısı henüz tam olarak kanıtlanmış değil ve düzenli olarak sağlıklı insanlardan kendi iradeleri ile kan bağışı yapmaları gerekliliğine dayanıyor. Eğer tedavinin başarılı olduğu kanıtlanırsa, korona virüse karşı savaşımızda önemli bir silah elde etmiş olacağız. Fakat bu yöntemin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için merkezi hükümetlerin, hastalığı geçirmiş insanları antikor testleri ile taraması, tespit etmesi ve ulusal bir bilgi ve kan bankası ağı oluşturarak ülkelerindeki ihtiyacı olan kliniklere dağıtımını yapmasını gerekli kılıyor.

 

Ateş düşürücüler işe yarar mı?

Ateşimizin çıkması aslında vücudumuzun enfeksiyona karşı savaşmaya başlamasının bir göstergesi. Bu açıdan bazı doktorlar, hastaları rahatlatması için ateş düşürücülerin kullanılmasını öneriyorlar. Fakat bu görüşe karşı çıkan kimi doktorlarsa, ateş düşürücü kullanımının aslında bazı hastalıkların seyrini uzattığını savunuyor çünkü ateş düşürücü kullanarak aslında vücudumuzun verdiği savaşta bağışıklık sistemimizi baskılamış oluyoruz. Bu konuda koronavirüs durumunda ne yapılması gerektiğine dair henüz tam bir bilgi oturmuş değil.

Önceki
Önceki

Korona teşhisinde hangi ayırıcı tanı kriterleri göz önünde bulundurulmalıdır?

Sonraki
Sonraki

Korona virüsten nasıl korunabiliriz?